Ben geçen hafta çevremdeki kadınlara bakmıştım. Maşallah durum iyi tespitini yaparak tahtalara da üç kez vurmuştum ki…”Kandırma kendini” diyen iç sesimle uyandım. Yoksa beni uyandıran tahtanın çıkardığı ses miydi? Her neyse sonuca bakalım. Uyandım!

Kadınların ekonomideki popülasyonlarının artmasının önündeki engellere kafaya yormaya başladım.

Türkiye’de kadının toplumsal hayatını etkileyen sosyal fenomenler olduğunu biliyorum. Bunun en önemli nedeni Türkiye’de kadınla ilgili“yerleşik gelenek”ler. Yerleşik gelenek derken kastım şu ki, mevcut cinsiyet ayrımcılığından dolayı kadın dezavantajlı ve bunun da yarattığı zayıf bir konumda yer alıyor. Eğitim gibi, töre gibi hepimizin bildiği dezavantajlı durumları koyalım bir yana; Ülkemizde tapulu malların ancak yüzde 8’i kadınlar üzerinde peki siz hiç bu konuda itirazı olan bir kadın gördünüz mü ya da sesini duydunuz mu? Daha da duyamayacak gibiyiz. Geleneklere bağlı yapı kız çocuğuna ev ve aileye karşı birinci derecede sorumlu olduklarını öğretiyor, özel mülkiyeti ve tasarruf etmeyi aklından bile geçirtmiyor. Bakış açısı geleneksel öğretilerle şekillenen kadın dezavantajlı durumunu yadırgamıyor cinsiyet ayrımcılığına dair herhangi bir sorun görmüyor. Tek taraflı bir algı değil elbette erkek de herhangi bir sorun görmüyor.

Bugün gelinen noktada, kadının nüfusun yarısını oluşturduğunu bildik. Bilmesek iyiydi diyesim geliyor. Neden mi?Rahattık(!) Toplumun yarısı olan kadınlar sadece tüketimde, biz bir yandan kalkınma seviyemizi yükseltmek, rekabet gücü yüksek, dinamik bir ekonomiye sahip olmak istiyoruz bir yandan alt yapı eksikliklerini gidermeden bir şeyler yapmak istiyoruz.

 

Birinci gündem maddemiz ekonomi, o halde kadını daha üretken yapmak için bir şeyler yapalım heyecanındayım. Bu da bazı mekanizmaların işlemesinden geçiyor. Olmazsa olmuyor:Karar mercilerinde daha çok kadın olması lazım. Ön yargılı olmayın hemen siyaset demeyeceğim. Evden başlamak lazım, kadının kendisinden başlamak lazım. Tepeden inmeci, samimiyetsiz bir tavırla “kota” pozitif ayırım” da demeyeceğim. Bu erkek cinsiyetli bir tarz. Kadın kaybetmeyi göze alarak meydan okumayı ortaya koymalı, tırnaklarıyla kazıyarak, mücadele ederek, evde, sokakta,işte, sivil kurumda ve siyasette karar mekanizmalarındaki yerini almalı ki daha sonra gelen kadınların önü açılsın.Uğruna emek harcanarak elde edilen şeylerin değeri vardır. Böyle değerler saygı görür, korunur ve geleceğe taşınır.

 

Bana göre; kota gibi, pozitif ayırım gibi erkekler tarafından üretilmiş yöntemlerden medet ummak zaman kaybı ve engel. Bir tehlikesi daha var ki; kadının aleyhine kullanılabilirliği.

 

Sakın Anarşist ruhumun etkisinde kaldığımı düşünmeyin. Bakınız Yeni Anayasa taslağı 9.Madde 3. fıkra.“Eşitlik. Madde 9- ……..
(3) Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunmayı gerektiren kesimler için alınan tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.”

 

Hayda! Dediğinizi duyar gibiyim.

Kadını teşvik etmek, girişimcilik potansiyellerini harekete geçirmek, eğitmek, sorun çözmek niyetinde olan bir kadın olarak engelleri kaldırmak için alt yapısını iyice anlamalı ve anlatmalıyız derken meramım bu. Bu da ancak kadınların kararlılığı ve erkeklerle bütünleşme ile olabilir. Bu uzun soluklu bir süreç...


Yoksa mazaalah bizi özel olarak korurlar.