Kız çocuğunu doğum anından başlayarak özenle içine yerleştirdiğimiz  beşiği-pembe tüllü ya da çaputlu –eşitsiz toplumsal ilişkilere ellerimizle teslim ettiğimiz yer oluyor.

Hangimiz toplum kültürünün etkisinden uzak büyüdük, kaçımız çocuklarımızı etki alanının dışında tutabildik.  Beşikte başlayan kız çocuklarımızın  kadın-erkek eşitsiz yaşamları mezara kadar biyolojik-miş- gibi olduğuna inandırılarak devam ediyor.

Ancak bugün gelinen noktada nüfusunuzun yarısını oluşturan kadınımızı gözardı ettiren ataerkil ideolojiyi sorgulama ihtiyacı duyuyoruz. Devlet Bakanı Nimet Çubukçu 1.Kadın Girişimciler Kongresinde yaptığı açılış konuşmasında ” Geleneksel değerlerin kadını özel alan sorumluluklarıyla sınırlamasının kadınların erkeklerle sosyal ve kültürel hayatta eşit fırsatlardan yararlanmamasına neden olduğunu” belirterek devam ettiği konuşmasında” olumsuz kültürün ve değerlerin önemli engeller arasında yer aldığını” bir tespit olarak ifade ediyordu Neydi tespit:Cinsiyet kavramının “biyolojik” temelli olmadığı, toplumsal, kültürel bir kavram olduğuydu. Kadınlara dair yazmamın önemi burada başlıyor.”Toplumsal cinsiyet” kavramını, içini dolduran unsurları gerek kadınlar, gerek kadınla ilgili politikaları yapanların vakit geçirmeden öğrenmesi bana dönüşümü başlatmanın ilk şartı gibi geliyor. Bu bakımdan TOBB tarafından başlatılan Kadın Girişimcileri bir araya toplayarak Türkiye’nin en büyük kadın örgütlenmesi toplumdaki kadın-erkek eşitsizliği sorununu çözebilecek kestirme yol gibi duruyor.

Kadının işgücüne katılımı ve istihdamı için girişimci kadınların öncülüğü, kadınlara olduğu kadar, erkekler içinde cinsiyetci fikirlerini gelenekselden uzaklaştıracak stratejiyi de içinde barındırıyor. 2000 yılında TÜSİAD tarafından yayınlanan “Türkiye’de Toplumsal cinsiyet Eşitsizliği” raporu sonrası kamuoyu ile paylaşılması sürecini kimi zaman konuşmacı, kimi zaman izleyici olarak takip edenlerden biri olarak,yapacağımız öncülükte “kadın girişimci” kavramının zarar görmemesi için sorumluluk taşıdığımızı da unutmadan hareket etmeliyiz. Kadın girişimciliği, fikri ile sermayesini birleştirerek yeni bir işletme kuran ve kendi dışında da istihdam yaratan kadınlar için kullanılmakta olan bir kavramdır. Bu kavramın korunması işsiz ve yoksul kadınların hane gelirini artırıcı faaliyetlerini ve mikro kredileri de içeren bir şemsiye kavrama dönüşmesine izin verilmemelidir. Bu konuda TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun konuşmasında söyledikleri iyi anlaşılmalıdır.

“1,3 milyon üyemizin yanında, 1,3 milyon kadın girişimci görmek istiyoruz. Kadınların genel anlamda iş hayatında yer alması, özellikle de iş kadını olarak üretim süreçlerinde yer alması için, pozitif ayrımcılık dahil, “kadın girişimci dostu” politikalara ağırlık verilmelidir. Konuya, “sosyal bir mesele veya yoksullukla mücadele perspektifi ile değil, ekonomik bir bakış açısıyla, istihdam, eğitim ve sanayi politikalarının bir unsuru olarak yaklaşmalıyız”

Toplum artık “Kadın” diyerek geçemeyeceği önemli bir gücü etkisiz kılmanın olumsuz sonuçlarını öğrenmek,çözüm önerileri üretmek için hazırlanmalı. Sakın bunu eğitim seferberliği olarak algılamayın tek başına eğitim sihirli değnek vazifesini yapamaz. Kavramları anlamak, öğrenmek, benimsemek Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’e kulak vermekte yarar var “Bir toplum, cinslerinden yalnızca birinin çağdaş gerekleri kazanmasıyla yetinirse, o toplum yarı yarıya güçsüz kalmış demektir.”