Organik ürün kavramı gıda ile hayatımıza girdi. Toprak, hava, su bu bileşenleri etkileyen karbon emisyonları, tarım ilaçları, sanayi ve kentsel atıklar hayatlarımıza sızdı… Katkı, matkı pek takmazken baraj kapakları açıldı. Bilgi(!) seli ve yeni trendler. Aslımıza rûcu edeceğiz etmesine de yollar barikatlarla kapanmış durumda. Taraftar yaratma merakı ile eyleme geçenler, programlarını telkin yoluyla kitle hareketlerine dönüştürme çabasında olanlar kalabalığı da cabası. Bu kadar lafı bir araya getiren olarak içinde yaşadığımız zaman diliminin öğretilerinden ilham aldığımda apaçık ortada. Bu betimlemeler zaman zaman romantik duygulanımlarla gerçeklere bakmak tercihimle alakalı. Bu tercihte hiç de haksız değilim zira: Bildiğiniz üzere TOBB Antalya İl Kadın Girişimciler Kurulu olarak Kovanlık Köyünde dokunan Kovanlık Halılarını ekonomiye kazandırmak için işbirlikleri başlattık. Halıların kök boya ile boyanan ipler ile geleneksel tezgahlarda dokunduğunu biliyorduk ama daha fazlası için sevgili Muhtarımız Bekir Şimşek ve dostumuz Kovanlık Köyünden Fethi Avşar’la kurul üyeleri Kovanlık Köyünde çalışma yaptık.

Bizleri Antik çağda Pamfilya kentleri ile Pisidia kentlerini birbirine bağlayan yollardan birisi olan Derbent boğazındaki döşeme taş yoluna giden düzlükten döşeme boğazına doğru bir yolculuğa davet ettiler . Köy döşemealtı platosuna adını veren “döşeme” yolun altında kalan düzlükte. Bu yol Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerinde de medeniyetleri bu platoya taşımış geçmiş medeniyetlerin izleri somut, rüzgara ev sahipliği yapıyorlar. Yakın zamana kadar da göç yolu olarak kullanılmış bize ev sahipliği yapan Yörüklerin Atalarının göç yolu olmuş.

Boğaza varıncaya kadar süren kısa yolculuğumuz bize halıların ham maddesi olan canlılar ile tanıştırdı. Muhtar Bekir Şimşek bir yandan köylüsüne yünleri ne zaman kırkacaklarını soruyor bir yandan bize Kovanlık halıları projesi köylüyü heyecanlandırdı yünleri toplamaz olmuştuk izahatını yapıyor, yanından geçtiğimiz bir bitkiyi işaret ederek işte hayıt ağacı bunlar diyordu. Yeri kazarak çıkardıkları ve kırmızıyı elde ettikleri köklerin bulunduğu alana vardığımızda, nar kabuklarından sarıyı, ceviz kabuğundan yeşili, toprak çömlekte nasıl kaynatılarak elde ettiklerini öğrenmiştik. Biz bir grup insan ancak hepimiz doğanın bir parçası olmak mucizesini yeniden keşfetmiş olmanın sarsıntısını yaşıyorduk. Çünkü tüm bu tanıklık ettiklerimiz, öğrendiklerimiz hiçbir zorlama olmaksızın doğanın enteresan döngüsünü Kovanlık Halısında somut olarak karşımıza çıkarmıştı. Halı dokunduğunda yünleri alınan koyunlar yaşıyor oluyordu, hayıtlar yeni filizlerini sürmeye devam ediyorlardı, nar bahçeleri sarı boyanın hammaddesi meyvelerini dallarında besliyorlardı, toprak kapların hammaddesi toprak selle gelerek binlerce kökten yapraktan çok çiçeğe dönmüş zakkum tarlalarına ev sahipliği yapıyorlardı ve bütün doğa Kovanlık Halısında serüvenine yaşayarak devam ediyordu. Sevgili güzel yengemiz, halamız, genç jenerasyondan Ayşe Kovanlık halıları eskidikçe kabarır, tüyleri yükselir, renkleri parlar diyorlardı.

Tamam, biz bu değeri ekonomiye kazandıracağız ama ben materyalist değil romantik olacağım. Bunun için bir nedenim daha var. Desenler Kovanlık Halısının üzerine geçen kadar bir canlının yani halıları dokuyan kadınların belleğinde yaşıyor ve hiçbir yere kopyalanmadan direk yünle, renkle hayat buluyorlar. Ve ben im geldiğim nokta Kovanlık Halıları “CANLI”, organik bir ürün olarak insanla yaşamaya devam ediyor.

Böyle bir serüvene girmeden algılarımın dönüşebileceğini deney imleyemezdim. Şimdi bu deneyi herkes yaşasın istiyorum.