GÖÇ YOLDA DÜZELİR

İnsanoğlu hem yerel, hem genel olarak çevreden etkilenmekte diğer yandan da çevreyi etkilemekte. Durum kaçınılmaz. Geçen haftayı Microsoft firmasının KOBİ’lerden sorumlu direktörü Münir KUNDAKÇI’nın konuşmacı olarak katıldığı “KOBİ Teknolojileri Nereye Gidiyor, Daha Nasıl Verimli Çalışır” konulu bir seminerle tamamladım. ATSO Eğitim salonlarında TOBB Kadın Girişimciler Kurulu işbirliği ile gerçekleştirildi. Bilindiği üzere kadının ekonomiye kazandırılması

hedefine kilitlenmiş durumdayız. Kadınlar üretmek istiyor mu? Evet. Kadınlar üretimde var mı? Evet . Kadınları destekleyen politikalar var mı? Başlıyor. İlk akla gelen sorulara cevaplar olumlu. Tek cevaplı bu tablonun gerçek hayata yansımalarının olumlu imgeler yaratmadığını ve tek cevapları içermediğinin de farkındayız. Göç yolda düzelir gelin başlayalım demek tez canlılığımızın tezahürü. Sürdürülebilir başlangıçlar için yol arayışımız devam ediyor. Seminerde Kundakçı’nın sunduğu gelecek senaryolarından anladığımız dünyanın da arayışı devam ediyor. “Onlar arasınlar bulduklarından bizde yararlanırız” düşüncesi taşımamız halinde eski tasla, eski hamamda kadının ekonomisi bakımından da, ülke ekonomisi bakımından da ipotekli bir gelecek aşikar gözüküyor. Biraz meraklı, biraz kıskanç olmanın yeri ve zamanı. 2050 lerde büyük ekonomiler arasında Brezilya’da sayılıyor. Daha düne kadar Brezilya ile tökezleyen taraflarımızla mukayese edildiğimizi göz önününde bulunduruyorum ve kıskanç olmak için yeterli sebep olduğunu düşünüyorum. Bu haftamız Dünya Çevre Günü ile tamamlanacak. Sevgili Hüseyin Baraner’in öncülüğünde uluslar arası katılımcılarla 3 Haziran da konferanslar, paneller ile bu konudaki duyarlılığımız ifade bulacak. Münir Kundakçı seminerinde dünya ekonomisinde söz sahibi ülkeler küresel ekonominin içine düştüğü krizin ardından ülkelerinin milli gelirlerini har vurup harman savuranlarla paylaşma, genişleme politikalarını sorgulamaya başladıklarına dikkat çekti. Her harmanlamanın sadece kendi sınırları içinde kalmadığını, son 20 yılda dünyanın radikal değişiminin sadece ekonomik olmadığını da biliyoruz. Sosyal ve çevresel değişim ,buna neden olan 1.7 milyardan, 5 milyara ulaşan dünya nüfusu. Küresel ticaretteki artış, nüfus artışı ve ekonomik büyüme doğal kaynaklara olan talebi ve dolayısıyla doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı arttırıyor. Uzaklarda aramaya hiç gerek yok. Türkiye’nin turizmdeki başarısının diyeti olarak görülen Antalya coğrafyasındaki değişim su kaynakları, ormanlar, balıkçılık, arazi kullanımı, insan sağlığı da dahil olmak üzere tehdit oluşturduğunu bilmiyor muyuz? Biliyoruz ve ne yazık ki bu tehditin kapsama alanında kadın ve çocukların var olduğunu da (fazladan!) biliyoruz. Dünya Çevre Günü UNDP tarafından ilan edilmiş. Birleşmiş Milletler Binyıl Bildirgesi’nde de “Tüm insanlığı, özellikle çocuklarımızı ve torunlarımızı, insan eliyle geri dönülmez biçimde bozulmuş ve kaynakları artık ihtiyaçları karşılamaya yetmeyecek ölçüde azalmış bir dünyada yaşama tehdidinden kurtarmak için hiçbir çabayı esirgeyemeyiz.” şeklinde belirtilmiş. Daha iyi bir dünya kurmak için çalışanlar bugüne gelinceye kadar aynı hedefe hizmet ederek geldiler. Onların bilmediği şey bizim toplumumuzun geleneklerinde gizli. Biz bir çalışma yapmaya başlamadan göç yolda düzelir diyerek olası hataların,eksikliklerin ve acemiliklerin adını koymuşuz, ayrıca yola çıkan çalışma tamamlanıncaya kadar hataların düzeltilerek sürdürülebilir olma hedefine işaret etmişiz. Dünyayı önce boz sonra yap yetkisi ile oynayanlara naçiz bir tavsiye olabilir diye düşünüyorum.Küresellik demode olur mu olmaz mı, zaman tersine işler mi işlemez mi tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar kafa yormak istemiyorum ama gelecek için söz sahibi olmaya çalışmalıyız.